Prof. Dr. Nuray AkyolGÖZ HASTALIKLARI

Sarı Nokta Hastalığı

Sarı nokta Hastalığı (Yaşa bağlı makula dejeneresansı)

Gözün sarı nokta olarak da bilinen makula bölgesini tutan, retinanın derin katmanlarında lutein pigmentinin kaybı, lipofuksin adlı anormal pigmentin birikimi, fotoreseptör hasarı ile seyreden bir hastalıktır. 65 yaş üstü nüfusta görme azlığının en önemli nedenlerindendir. Organizmadaki kronik oksidatif stress, kronik enflamasyon ve retina pigment epitelinde bunlara bağlı olarak azalmış otofaji kapasitesi bugün için hastalığın temel oluş mekanizması kabul edilmektedir. Otofaji pigment epitel hücrelerinin ölü hücreleri ve biriken anormal pigmenti ortadan kaldırma yoludur.

Sarı nokta hastalığında kişisel risk faktörleri

İleri yaş en önemli risk faktörüdür. Sarı nokta hastalığının öncü lezyonları olan pigment epitel değişiklikleri, lutein kaybı ve sarı renkte depozitler (drusen) 60 yaşından itibaren izlenir. Yaş ilerledikçe sıklık artar.  İkinci önemli risk faktörü genetik yatkınlıktır. Aile bireylerinde sarı nokta hastalığı olan bireyler yüksek risk altındadırlar, ayrıca başlangıç yaşı ve progresyon patterni ailedeki örneklerine benzerlik gösterir. Bir başka önemli risk faktörü ırktır. Bugüne kadarki çalışmalar beyaz ırkta ve Kuzey Avrupa ülkeleri sarı nokta hastalığının en çok görüldüğünü göstermektedir. Ancak  popülasyondur. Kişisel faktörlerin sonuncusu kardiovasküler risk faktörleridir. Ateroskleroz ve hipertansiyon, bu hastalık için artmış riskten sorumludur. Metabolik sendromu olan hastalarda da daha sık görülür.

Sarı nokta hastalığı için çevresel risk faktörleri

Ultraviyole ışınlarına maruz kalmak çevresel risk faktörleri arasında en önemlisidir. Uzun saatler korunmasız güneşlenmek, çiftçilik, balıkçılık gibi açık havada çalışma gerektiren meslekler riski artırır. Sigara bilinen çevresel faktörlerin etkisi kanıtlanmış olan bir başkasıdır. Özellikle ırk ve genetik yatkınlık ile birleştiğinde tablonun ağırlaşmasından sorumludur. Beslenme çevresel risk faktörlerinin sonuncusudur. Doymuş yağlardan zengin, omega 3, karotenoidler ve vitamin D den fakir beslenme rejimi sarı nokta hastalığı için risk oluşturur.

Sarı nokta hastalığının tipleri

Kuru ve yaş tip olarak iki klinik formu vardır: Kuru(noneksudatif) ve yaş(eksudatif) tip.

Hastaların %90’ı kuru tiptir; ancak görme kayıplarının ancak %10-20 si bu gruptadır. Bu hastalık tipinde retina pigment epiteli bozulmuş, lutein azalmıştır ve anormal madde birikimi mevcuttur. Ancak retina altında anormal damar oluşumu, bu damarlardan sızıntı ve kanama izlenmez. Genellikle kabuklanarak iyileşir, ilerleyici olmayabilir. Sarı nokta hastalığı olan hastaların kalan % 10’u ise yaş(eksudatif) tiptedir. Bu tablo sarı nokta hastalığına bağlı görme kayıplarının %80-90’ından sorumludur. Retina altındaki damarlar sızdırır, retina altındaki retina pigment epitelinden bu sıvı ile ayrılır, oluşan potansiyel boşlukta salgılanan damar duvarı çoğalmasını tetikleyici hormonlar(VEGF) yüzünden daha çok damar çoğalır. Bu kısır döngü ile hastalık hızla ilerleyerek santral görmenin kaybolmasına neden olur.

Sarı nokta hastalığı bulguları

Bu hastalık temel olarak merkezi görmeyi etkileyen bir hastalıktır. Hastalar okuma ve araba kullanma gibi, temel olarak santral görmeyi ilgilendiren fonksiyonlarda güçlük çekerler. Bulanık görme, santral skotom ve imaj distorsiyonu kuru tipte en sık semptomlardır. Yaş tip lezyonlar ise biraz daha geniş ve ilerleyici görme alanı kayıplarına yol açar.  Sarı nokta hastalığında hastaların bir bölümü ömürleri boyunca günlük aktiviteleri için yeterli görmeye sahip olabilirler. Bir bölümünde ise, bir ya da iki gözde görmeler yararlı seviyenin altına iner ya da tamamen kaybolur. Bu hastaların, görmeleri iyi bile olsa, yeni damarlar geliştirip geliştirmedikleri dikkatle takip edilmelidir.

Sarı nokta hastalığında tanı

Rutin göz muayenesi ve dilate fundus muayenesi ön tanı koymak için yeterlidir. Erken tanı yararlı görmenin korunması için hayati önemdedir. Optik koherens tomografi, fundus fluoresein anjiografisi ve bazı hastalarda indosiyanin yeşili anjiografisi tanı ve takip için kullanılan diğer tanı yöntemleridir.

Sarı nokta hastalığında tarama

Herhangi bir hastalıkta taramanın anlamlı olması için o hastalık önemli bir sağlık sorunu olmalı ve hastanın herhangi bir şikayeti yokken (asemptomatik iken) tarama muayeneleri ile tanı konabilmelidir. Bu taramanın maliyeti tedavi maliyeti ile karşılaştırıldığında makul olmalı ve tedavi başlanması ile hastalığın ortaya çıkması engellenebilmeli ya da yavaşlatılabilmelidir. Sarı nokta hastalığı için bu sayılanları tümü geçerlidir. Tarama muayenesi olarak, 60 yaş üstü her insanın yılda bir kez damlalı göz muayenesi yapılması, lezyonları başlamış hastalara Amsler grid verilerek izlenmeleri son derece önemlidir.

Sarı nokta hastalığında tedavi

Besin destekleri ve uv den korunma özellikle başlangıç olgularda elimizdeki en önemli tedavi ve korunma yöntemleridir.  Besin desteği olarak 30 yıl önce başlamış büyük katılımlı kontrollü çalışmalar bizi belli noktalara getirmiştir. Karotenoidler, resveratrol, çinko gibi bazı eser elementler, Omega 3/lutein içeren besin desteklerinin yararlı olduğuna dair çalışmalar vardır.   Diğer tedavi yöntemleri arasında göz içine enjekte edilen antianjiogenetik(damar oluşumunu önleyici)  ajanlar ve seçilmiş olgularda cerrahi en sık tercih edilen tedavi yöntemleridir.

Sarı nokta hastalığı ve Omega 3

Bu hastalık için kullanılan besin desteklerinin yıllardır en önemli komponentini oluşturmaktadır. Dengeli bir diyette yeterli miktarda yer alması gereken bu molekülün, apoptoz, inflamasyon ve anjiojenez için engelleyici olduğu, böylece ultraviyole ve oksidatif stress ile tetiklenen yıkım süreçlerinin yavaşlatılmasında kullanılabileceği uzun yıllardır bilinmektedir. Ancak hastalık belirtileri başlamışsa genellikle diyette yer alabilecek dozdan çok daha fazlası gereklidir. Omega 3 formülasyonları beraberinde etkinliği kanıtlanmış lutein, resveratrol, selenyum vb maddeler de içermektedirler.

Sarı nokta hastalığı ve resveretrol

Fıstık, çilek, üzümsü meyveler ve kırmızı şarapta bulunan doğal bir bileşik olan trans-resveratrol, antiinflamatuar ve antioksidan etkileriyle sarı nokta hastalığı tedavisinde etkinliği 2011 yılında kanıtlanmış bir moleküldür. Son yıllarda keşfedilen antianjiojenik ve nöroprotektif özellikleri ile sarı nokta hastalığında kullanılan formüllerin hemen hepsinde yerini almıştır.

Sarı nokta hastalığı ve vitamin  D

Vitamin D’nin görme fonksiyonu üzerinde koruyucu etkileri ve miyopi gelişimindeki rolü üzerinde son 3 yılda çok sayıda çalışma yayınlanmıştır. Dikkatlerin bu vitaminin retina fonksiyonlarındaki rolüne çekilmesi ile sarı nokta hastalığında da D vitamini eksikliği araştırılmış, ileri yaş grubunda zaten çoğu kez düşük olan D vitamini seviyelerinin bu hastalıkta daha da düşük olduğu saptanmıştır. Vitamin D retinada anormal damarlanmanın güçlü bir baskılayıcısıdır, ayrıca yaşlı hastalarda pigment epiteli seviyesinde inflamasyon ve fibrozisi de baskıladığına dair sonuçlar vardır. D vitamin yavaş yavaş sarı nokta hastalığı için hazırlanan formüllere eklenmektedir. Ancak vücutta depolanan bir vitamin olması ve fazlalığının da bazı sağlık riskleri oluşturması nedeniyle henüz makul dozun ne olduğu konusu netliğe kavuşmamıştır. D vitamini içeren desteklerin hastaya verilmeden önce D vitamini seviyelerinin bilinmesi uygun olur.

Prof. Dr. Nuray AkyolProf. Dr. Nuray Akyol
BLOG
Prof. Dr. Nuray AkyolProf. Dr. Nuray AkyolGöz Hastalıkları
Telefon: 0312 466 7543
Prof. Dr. Nuray AkyolProf. Dr. Nuray AkyolGöz Hastalıkları
Telefon: 0312 466 7543
İnternet sitemizde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için Çerez Politikası ve site kullanım kuralları sayfasını inceleyebilirsiniz. Devam etmeniz halinde çerez kullanımına izin verdiğinizi kabul edeceğiz.